Aziz Yıldırım etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Aziz Yıldırım etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

1 Ekim 2012 Pazartesi

" Zıkkımın Kökü " tadı kaldı geride...


“ Gidiş biletleri en pahalı olanlardır, çünkü artık dönemeyeceğinizi bilmek hiçbir paranın satın alamayacağı kadar ağır gelir insana “  İşte Alex De Souza’nın gidişi de bütün Fenerbahçe taraftarının yutkunamayacağı bir lokma olarak kalacak, biten bir şarkıyı yeniden dinleyemeden, en güzel rüyanın sonunu göremeden uyanan bir çocuk gibi sadece gidene duyulan bir hasret hissiyatı bırakacak hafızalarda. Onlarca insan Fenerbahçe ne kadar başarılı olursa olsun, hangi kupayı kazanırsa kazansın birşeyler eksikmiş hissedecek ve ne yazık ki bazıları “ Endüstriyel Futbola “ bilmem kaçıncı kez lanet edecek. Tüm yaşanmışlığa rağmen zaman akacak fakat artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacak, kaptan O sahaya yeniden çıkmayacak. 

Her gidiş zordur; elveda duygusal bir kelimedir
Bu satırları bir Mayıs günü televizyonda ağlayan bir taraftar gürdüğüm zaman yazmak istemiştim. Kahramanı Hagi’ydi, elindeki atkıya sımsıkı sarılmış, hayatının en çaresiz anını yaşarcasına dünyaya bakan taraftarın. Yıkılmıştı belki, yarın sabah olmasın kimse bir daha o yeşil zemine çıksın istemiyordu ama yaşamıştı işte… Taraftarı olduğu kulübe 5 yılda bir tarih bahşeden Kahraman’a en güzel şekilde veda etmişti; en saf duygularıyla, en içten bakışlarıyla,hiç durmayacakmış gibi sallayarak elini…
12 yıl geçti aradan ama hiçbir yara kapanmadı, her nostalji her hatıra Hagi’yi anlatır hala. İşte, yıllar yılı Fenerbahçe taraftarı Kaptanlarını nerde görse “ bu gidiş “ akıllarına gelecek. 9 senede adını yüzlerce kez haykırdıkları Kahramanlarına “ veda edememiş, arkasından ağlayamamış, gideceğini bile bile gitme diyememiş “ olacaklar ki biz çok sevdiklerimizin arkasından ağlarız.Nihayetinde onların da bir çeteleleri olacak, not edecekler tarihe bir bir önlerine koyulan kötü yemekleri ama hiçbiri bugün yaşadıkları kadar “ zıkkımın kökü “ tadı bırakmamış, bugünkü kadar hayatlarını etkilememiş olacak. Ve elbet, adisyonda “ 10 Alex De Souza “ yazan bir yemekte, hesap sorma zamanı Şükrü Saraçoğlu’nu dolduran 50küsür bin, dışarda yüreği Sarı Lacivert atan milyonlara gelecek. Ama hiçbir hesaplaşma hiçbir intikam, Kaptanlarını geri getirmeyecek.

Güle güle Alex,
Adına goller atan onlarca çocuktan,
Sol ayağına kurban olan binlerce taraftardan,
Gidişini ancak Perşembe günü anlayacak olan milyonlarca futbolseverden,
Selam olsun,
Kendini bizlere izlettiğin için teşekkürler, aldığın para kuruşuna kadar helal olsun…
Ne olur git “ krALEX “ rolünü biryerlerde oynamaya devam et,elbet buluşuruz bir yerde…

28 Ağustos 2012 Salı

ALÇAKlık Sınırı - Kulüp Televizyonları

Ortada bir gerçek var ; Türkiye'de taraftarından oyuncusuna, yöneticisinden antrenörüne 3 büyüklerin birbirlerine hakem konusunda söyleyebilecek tek bir sözü yok. Kim bir örnek sunsa hemen bir karşı örnek karşısına dikiliyor, var çünkü. Kazanılan haksız penaltılar, rakiplerin verilmeyen golleri, topun 3 büyüklerin eline değince çarpma - davam, rakibe değince serbest vuruş olması, elle atılan goller.... daha neler neler...

Elle oynama.
Benim takıldığım nokta başka. Dün gece yarısı Fenerbahçe TV'yi izliyorum nasıl bir haber yapacaklar ve belki hafta sonuna bir şeyler bulurum diye. Tak bir haber ; Tüm Türkiye Galatasaraylı Burak Yılmaz'ın kendisini yere atmasını konuşuyor. Ekranda fotoğraflar var ve Escude ile Burak'ın ayakları kırmızı yuvarlağın içine alınarak belirginleştirilmiş ; müdahale yok deniyor.  Haklılar... Malumunuz Fenerbahçe'nin bu haftaki ilk golünde net bir el vardı ; hakemlerimiz göremedi yine. Mehmet Topal maç sonu 30 metreden gelen topun kafası yerine tenine çarptığını hissetmedim, özür dilerim demiş ; saygı da duyarım, lütfetmiştir. 

Aynı FB TV bu pozisyon için de haber yaptı mı " Türkiye Mehmet Topal'ın elini konuşuyor " dedi mi ?
Cevabını ben vereyim " hayır ". Hatta Mehmet'in özür dilerim açıklaması bile yarım yamalak verildi ; utanıyorlar mı ne !!

Burak kendini atıyor.
Biliyorum aynı şey Galatasaray TV tarafından da yapılıyor. Takım televizyonları ALÇAKÇA taraftarlarını kandırıyorlar. Sonuç mu ?

Sahaya atlayan taraftarlar, deplasmanda köşe vuruşu kullanamayan oyuncular, sahaya atılan yabancı madde ( artık ne demekse top atsa sorun değil demek ki ) ve son olarak sahaya girip anons yapan başkanlar. 
Kimse kimseye kızmasın imam osurursa cemaat fazlasını yapar.. Aziz Yıldırım " Fenerbahçe Türkiye'nin en büyük sivil toplum kuruluşu " diyor, hakkı da var ama o bunları yapar ve yaptırırsa taraftarı da işte böyle beterini yapar. Sonunda sen de onları korumak zorunda kalırsın...

Saygılarımla..

26 Ağustos 2012 Pazar

Hayaller ile Gerçekler Kuyt ile Selçuk kadardır

Kocaman takıma doğru..
Gaziantespor karşısında izlediğimiz Fenerbahçe Aykut Kocaman'ın hayalleri ile futbolun gerçekleri arasındaki fark kadar. Bir futbol takımının realitede Selçuk Şahin - Mehmet Topal orta sahası ile yapabilecekleri ile Sow-Kuyt-Krasic hücum hattının yapamayacakları arasındaki kadar yani.

Futbol basit bir matematiğe dayanır. Fakat bu 4 işlemde toplama değil çıkarma esastır. Sahada yer alan 11 oyuncu arasındaki tüm 2li kombinasyonlar için aradaki fark ne kadar ufak ise takım o kadar kalite yansıtır. Matematikçilerin mutlak değer diye adlandırdıkları bu sayının 0'a yakınsamasıdır makbül olan. Kısacası takımınızın toplamını en kaliteli oyuncunuz ile en kalitesiz oyuncunuzun arasındaki fark belirler. İşte Fenerbahçe de Kuyt ile Selçuk Şahin'in farkı kadar futbol oynayabilir. Çünkü Selçuk Şahin'in yapabildikleri, Kuyt'un hayalleri karşısında deve cüce rolu oynayabilir sadece. 

Aykut Kocaman ise tüm bu tutarsızlıkların içinde kendini bulmaya çalışıyor hala. 3 yıl önce eline verilenleri değiştirememenin ağır baskısı ile sahada oynananın kendisine ait olmadığını bilmek psikolojisi çok gelmiş olmalı ki ortaya çıkan tüm kötü sonuçları da göze alarak ilk kez açıktan savaşmaya başladı. Kimileri onu Don Kişot olarak adlandırsa da aslında bu mücadele onun varoluş tohumu; tutmazsa ölecek...

Sakın ha dün izlediğiniz Fenerbahçe'yi Alexli takımlar ile karşılaştırmayın. Asıl turnusol kağıdı bir sene sonra bugün ortaya çıkacak. Umarım Kocaman gerçek takımını gördükten sonra kaybettiği 3 seneye yanmaz ve umarım Fenerbahçe yönetiminin Kocaman bir takım için sabrı vardır. Ama benim umudum yok... Neden mi ? Maç oynanırken sahaya bile girebilen başkandan herşey beklenir de ondan...

Saygılar..

29 Temmuz 2012 Pazar

Havuzun Suyu Bitti

Aziz Yıldırım'ın Fenerbahçe Divan Kurulunda Türk Futbolundaki havuz sistemi ile ilgili konuşmasının ardından, yaklaşık 1 sene önce yazdığım ve eski blogumda yayınlamadığım " Havuzun suyu bitti " yazısını okuyabilirsiniz.

" Türk Futbolunda havuz sistemi üzerine sürekli konuşmalar olur. Futbolun ekonomisine ilgi duyan hemen her İstanbul takımı taraftarının bir havuzu bozma ve takımlarına daha çok para kazandırma projesi vardır. Her yayın ihalesinden sonra da daha kabaran bu iştah " şu 400 milyon doların 150sini bizim takım alır " şeklinde sıkça tezahür edilir. 
Nihayet, İstanbul takımlarının özlemle beklediği ve Anadolu takımlarının gün be gün kabusu olan havuzun dağılması çok uzaklarda değil. Neden mi ?


2000 sonrası Galatasaray'ın sportif başarıyı ekonomik gelire çevirememesi ve Aziz Yıldırım'ın dev stadyum adımı ile Fenerbahçe'nin de gerisine düşmesi, Galatasaray'ı havuza mahkum etti yıllarca. Bu dönemde ekonomik olarak dibe vuran Sarı Kırmızılı takım, sportif anlamda da ciddi şekilde rekabet edebilirliğini kaybetmiş ve sadece mucizevi sezonlarda Şampiyonluk / Liderlik mücadelesi yapabildi. 10 yıllık periyotta gün be gün açılan Galatasaray - Fenerbahçe ekonomik güç farkı o kadar devasa noktaları ulaştı ki, Galatasaray ekonomik gelişim için hedeflediği sportif başarı adına her transfer dönemi borcunu katladı fakat istedikleri sonuç alınamadığı gibi borç rakamları da hızla yükseldi. Amaç 1-2 sezonda borcun rakamının artmasını göze alarak Şampiyonluk ve Şampiyonlar Ligi katılımı  sağlamaktı. Fakat masa başı planlar, saha içi plansızlıklar yüzünden uygulamaya geçemedi. Galatasaray için bir diğer, uzun vadeli ve en kesin kurtuluş olarak görülen yeni Ali Sami Yen projesi de 2007'den bu güne sürüncemede kalınca, gelen yönetimlerin de eli kolu bağlandı ve yukarıda bahsettiğim borç çarkları hızla döndü. 


Galatasaray için makus talihlerini yenmeleri için fırsatlar sonunda, 2011'de bir araya geliverdi;   Fenerbahçe'de olduğu gibi yeni stadyum ve ekonomiden anlayan bir Başkan ...
Ünal Aysal kulüp ekonomisine verdiği değer ile diğer başkanlardan ayrılması ve Türk Telekom Arena'nın paraya çevrilmesinde gösterdiği çabalar ile Galatasaray'ın şampiyon değil, kurucu başkanlarından olacak. Muhakkak, kendisinin de temennisi sportif başarıyı da en kısa sürede yakalamak olacaktır ama rakipleri Beşiktaş'ın, Trabzonspor'un bile gerisinde ve Fenerbahçe'den uzak ara fark yemiş halde bulduğu futbol takımının kısa sürede reaksiyon verebilmesi çok hayal sınırlarında dolaşıyor. 

Galatasaray için yazdığım 2 paragrafta gelmek istediğim nokta şu ; Galatasaray isim hakları, tribün ve loca gelirleri ve faaliyet girdileri ile geçtiğimiz yıllara göre 50 M € daha fazla kazanacağı dünya standartlarında konfor sunan stadyuma, Riva projesi gibi kulübe 10 yılda 300 m € gibi bir gelir kaynağına ve Nike gibi ulusal anlamdan çok uluslar arası arenada çalışmalar yapabilecek bir sponsora sahip olduktan sonra 10 yıldır neredeyse muhtaç olduğu yayın gelirlerinin toplam girdideki öneminin azalmasına sebep olacak. Eskiden tüm gelirin neredeyse % 70'ini oluşturan yayın geliri, gelecek 1-2 yılda % 25-30 bandına inecek. Bu durumda ise ekonomist başkanın ticaret zihni devreye girecektir. %30, %70'e göre daha kolay riske atılabilecek bir yüzde ve Ünal Aysal hiç çekinmeden havuzu bozup İtalya,İspanya gibi bir sistem ile gelirlerini 2 hatta 3'e katlama çalışmalarına başlayacaktır. Tabii sportif başarı gelmesi gerekiyor.

Galatasaray için geçerli olan ekonomik şartlara zaten yıllardır sahip olan Fenerbahçe ise bu durumda Galatasaray'ın en büyük ve en karlı ortağı olacaktır. Geçtiğimiz yıllarda Sky Sport'un bu iki takıma 2li teklif yaptığı bilinir fakat şartlar o zaman Galatasaray için müsait değildi ve Feberbahçe ise tek başına böyle bir risk almak istemedi. Gelecek senelerde ise riski 2 takım tarafından ortak sahiplenilerek Havuzu bozmaları ve yeni yayıncı bulmaları kuvvetle muhtemel. Çünkü hepimiz biliyoruz ki Süper Lig popülerliğinin %60-65 bu iki takım tarafından paylaşılıyor. Hele bir de 2008'deki gibi çetin bir şampiyonluk mücadelesi gelişirse ikisi arasında ( 1-2 sene içerisinde ) Avrupalı yayıncıların ilgisi artacaktır. Çünkü ülkemiz bu konuda ciddi bir kar kapısı. 


Toparlarsak, benim görüşüm Galatasaray'ın 1-2 sene içerisinde ( şu aşamada zor gözüküyor ama ) şampiyonluk ya da kaliteli bir 2.cilik elde etmesi halinde havuzun 2013-2014 sezonundan önce bozulacağı. Ve bir yayıncı tarafından GS - FB paketi oluşturulacağı. Şimdilerde tüm maçlara 55 lira vererek izlediğimizi, fakat aynı parayı bu 2 takım için ödemek zorunda kalacağımızı unutmadan.


Saygılarımla,"